top of page

Kur'ân'ın Allah Kelâmı Olduğunu Gösteren Deliller

Yazarın fotoğrafı: Ali Akgüç
Ali Akgüç
7 gün önce
3 dakikada okunur

Mûcizelerle dolu kitabını göndererek hem hidayetin yolunu gösteren hem de imanımızı kuvvetlendiren Allah'a (c.c.) hamd, hidayet kaynağı Kur'ân'ı açıklamak için çok çileler çeken Resûlüne salâtü selam ve Kur'ân'ı çağa sunup İslam medeniyeti kurmaya çalışan kardeşlerime selam olsun.


Sonsuz kâinatın ortasında insanı başıboş ve rehbersiz bırakmayan Yüce Allah, hakikatin yolunu göstermek üzere kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Tâ ki hakkı arayan insan tüm şüphelerinden kurtulup kâmil ve güçlü bir imana ulaşabilsin. Ve hakka uymayanların da kıyamet günü söyleyebileceği hiçbir haklı mazereti kalmasın. Bu din ve kitap herkese geldiği için herkesin anlayabileceği bir takım delillere ve mucizelere sahip olmalıydı. Onun için bu delillerin ve mucizelerin bir kısmı herkesin anlayabileceği hatta görebileceği kadar açık iken, bir kısmı ise ilim ve tefekkür ehlinin görebileceği ya da anlayabileceği şekilde gelmiştir.


Kur’ân’ın mûcizelerini bazı âlimler üçe ayırmış ve

1- Geçmişten verdiği haberler,

2- Gelecekten verdiği haberler ,

3- Edebî mûcizeler, demişlerse de hakikatte Kur’ân’ın mûcizelerinin tamamını tespit etmek mümkün değildir. Çünkü her asırda yeni mûcizeleri ortaya çıkmakta ve Allah (c.c.) farklı âlimlere Kur’ân’ın diğer mûcizelerini keşfetmeyi nasip etmektedir.


1-Mesela Mısır âlimlerinden Muhammed Ebu Zehra Kur’ân-ı Kerim’in hukukunun bir mûcize olduğunu tespit etmiştir. Yani Kur’ân’ın hükümleri hem adâleti tesis etmekte, suçu ve kavgaları azaltmakta, nefsi terbiyeye yardımcı olmakta, hem de hükümler arasında mükemmel bir denge kurmaktadır.


2- Kur’ân’ın indiği dönemdeki kâfirleri etkilemesi onun mûcizelerindendir. Allah Rasûlü (s.a.v.)’nü susturmak için aralarında mal toplayıp onu zengin yapma, en güzel kadınlarla evlendirme ve onu kralları yapma tekliflerinde bulunan Utbe b. Rebîa’ya Allah Rasûlü (s.a.v.), Fussilet sûresinin baş taraflarını okuduğu zaman Utbe b. Rebîa’nın yüzü değişmiş ve; “Ne olursun yeter, akrabalık aşkına daha fazla söyleme” deyip arkadaşlarının yanına gitmişti. Onu uzaktan görenler “Vallahi Utbe gittiğinden başka bir yüzle dönüyor” demişlerdi. Kendisine, “Ne oldu?” diye sorduklarında Utbe; “Öyle bir söz işittim ki vallahi onun benzerini asla işitmemiştim. Vallahi o ne şiirdir ne de kehânettir. Ey Kureyş topluluğu, bu adamı içinde bulunduğu durumda serbest bırakın, ona karışmayın. Vallahi, ondan işitmiş olduğum söz mutlaka meydana gelecektir. Şayet Araplar onu ele geçirip hakkından gelirlerse bir başkası sayesinde ondan kurtulmuş olursunuz. Şayet o Araplara üstün gelirse, onun hükümranlığı sizin hükümranlığınız, onun şerefi sizin şerefinizdir ve böylece siz insanların en mutluları olursunuz” dedi. Onlar ise “Allah’a yemin olsun ki o diliyle (okuduğu Kur’ân ile) seni büyülemiş” dediler. Utbe; “Onun hakkında görüşüm budur” dedi.


3- Kur’ân aynı anda tüm seviyelere hitap eder ve bu onun mûcizelerindendir. Çünkü o sadece belirli bir kültür seviyesine hitap etmek için gelmemiştir. Temel mesajlarını hiçbir ilmî seviyesi olmayan birisi de anlarken, bir âlim o ayetlerden birçok ilmî sonuç elde edebilir. Herkes kendi seviyesince ondan istifade eder.


4- Kur’ân’ın geçmişle ile ilgili verdiği haberler onun mûcizelerindendir. Çünkü bilim adamlarının yaptığı araştırmalar ve arkeolojik kazılar Kur’ân’ın verdiği haberlerin doğruluğunu ortaya koymaktadır. Kur’an on binlerce yıl önce gerçekleşmiş olan Nûh (a.s.) tufanından bahseder ve bilim bunu doğrular.


Günümüzden dokuz asır önce yaşamış olan Zemahşerî, tefsirinde, “Seni deniz kenarında bir köşeye atacağız. Cesedini tam, noksansız ve bozulmamış hâlde, çıplak ve elbisesiz olarak senden asırlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacağız.” der. Kur’ân’ın Firavun’un cesedinin tam olacağını bildirmesi, onun mumyalanmamış durumda olacağını da ifade etmiş olmaktadır. Çünkü mumyalanmış cesetlerin iç organları eksiktir. Bu, Kur’ân’ın hem geçmişle ilgili mucizevî bir haberi hem de gelecekle ilgili gaybî bir mucizesidir. Ceset şu anda İngiltere’nin başkenti Londra’da British Museum’da bulunmaktadır. Tarih uzmanlarının bile bilmediği ve bilemeyeceği böyle bir tafsilatı ve gaybî bilgiyi, okuma yazma bile bilmeyen Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kendiliğinden bilmesi mümkün müdür? Bu, Kur’ân’ın Kelâmullah olduğunun delilidir.  


Konuya devam etmek dileğiyle...














 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


İLETİŞİM

SOSYAL MEDYA

  • Instagram
  • YouTube

​Bizimle iletişime geçmek için web sitemizin menüsündeki iletişim kısmından da bizimle iletişime geçebilirsiniz.

bottom of page