Kur’an’ı Çağın Verileriyle Okuma Metodolojisi
Güncelleme tarihi: 11 Eki
Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kendisine verilen birçok mucizenin yanında Kur’an-ı Kerim’i de en büyük mucizesi olarak bizlere bildirmiştir. Allah’ın kudretini gösteren diğer mucizeler Efendimiz (s.a.v.) hayattayken insanlara şahitlik etmiş, Kur’an-ı Kerim ise kıyamete kadar devam edecek bir mucize olarak her çağın insanına hitap etmiş ve etmeye de devam edecektir.
Kur'an-ı Kerim’i hakikate açılan ve pek çok kapısı bulunan bir saray gibi düşünürsek, bu kapılardan her birinin insanı aynı hakikate farklı bir yoldan ulaştırabileceğini söyleyebiliriz. Kimi insan kainattaki kusursuz düzenden, kimisi insanın yaratılışından, kimi de Kur’an’ın içerisindeki delillerden hareketle tek hakikat olan tevhide ulaşabilir. Bu yolların tamamını aynı anda görememek, hakikatin kendisini elbette ki değiştirmediği gibi bizleri hakikat sarayının diğer kapılarından girmeye davet eder.
Biz de Kur’an’da metodoloji başlığı altında hakikate açılan bu kapılardan birini aralamaya çalışacağız. Maksadımız, Kur’an’ı bilime tasdik ettirmek değildir. Zira Kur’an’ın hakikati, bilimin bugün ulaştığı veya yarın ulaşacağı herhangi bir sonuca bağlı değildir. O kitap ki Cenab-ı Allah’ın, Hac Suresi 16. ayette “İşte böylece biz onu apaçık ayetler olarak indirdik.” şeklinde buyurduğu, hiçbir tasdike ihtiyaç duymaksızın iman ve itaat edeceğimiz ilahi kelamdır. Ancak insanın kainatı, alemleri ve kendisini tanıma yolunda elde ettiği her yeni bilgi, Kur’an’ın işaret ettiği hakikatleri daha derin bir şekilde anlamasına ve ayetler üzerinde tefekkür etme kabiliyetinin artmasına vesile olabilir.
Cenab-ı Allah, Fussilet Suresi’nin 53. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Yakında onlara hem alemin ufuklarında, hem de kendi benliklerinde ayetlerimizi göstereceğiz; ta ki Kur’an’ın hak olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?”
Bu ayette Allah azze ve celle insanın dikkatini iki ayrı alana çeker: alemin ufukları ve insanın kendi nefsi. İnsan yüzyıllardır kainatı ve kendi yaratılışını merak edip durur ve bunun getirisiyle de iki alana dair daha önce bilinmeyen birçok ayrıntıyı keşfetmiştir ve etmeye de devam edecektir. Böylece bilim, ayetin işaret ettiği “ufuklar” ve “kendi nefisleri” yani hem dış dünya hem de kendi varlığımız üzerinde düşünmemize imkan veren bir vasıta olarak hayra kullanılabilir. Şimdi bu çerçevede bazı bilimsel ve numerolojik örneklere bakabiliriz.
İlk örneğimiz astronomi ve yörünge mekaniği üzerinedir. Astronominin ve güneş merkezli evren anlayışının öncülerinden olan Galileo, akıllarda gök bilimi, gezegen hareketleri ve yörüngeler kavramlarıyla özdeşleşmiştir. Nitekim günümüzde Dünya çevresindeki yörüngelerde dönen ve konumlandırma teknolojisinde kullanılan uydu sistemine de onun anısına "Galileo" ismi verilmiştir.
Cenab-ı Allah, Enbiya Suresi’nin 33. ayetinde şöyle buyurmaktadır:
وَهُوَ الَّذٖي خَلَقَ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَؕ كُلٌّ فٖي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.”
Ayette gök cisimlerinin yaratılışından ve yörüngelerindeki hareketlerinden söz edilmektedir. Tam da bu anlam bütünlüğünün içerisinde, Galileo kelimesini oluşturabilecek harf dizisi yer almaktadır. Bu diziyi oluşturan harfler tek tek ayrıldığında:
ق ـ ا ـ ل ـ ي ـ ل ـ و G-a-l-i-l-e-o
Şeklinde latin alfabesindeki Galileo ismiyle oldukça dikkat çekici bir ses yakınlığı oluşturmaktadır.
Dikkat çekici olan ise gök cisimlerinin ve yörüngelerin anlatıldığı ayet ile Galileo’nun astronomi tarihinde temsil ettiği kavramlar arasında anlam bakımından dikkat çekici bir ilişki bulunmasıdır. Bu tür örnekler, Kur’an-ı Kerim’in kuantum parçacıklarından galaksilere kadar kainatta gözlemlenebilecek pek çok olguya remzen dikkat çektiğine ve her çağın insanına kendi kapasitesi ve ufku ölçüsünde tefekkür kapısı açar.
Bir başka örneğimiz ise prolaktin hormonu üzerine olacaktır. Prolaktin, özellikle gebeliğin son döneminde ve süt üretiminde görev alan bir hormondur. Kur’an-ı Kerim’de bu hormonun adını oluşturabilecek harf dizisinin geçtiği dikkat çekici bir ayetle karşılaşılmıştır.
Cenab-ı Allah, Ahkaf Suresi’nin 15. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Biz insana, anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer...” Ayette hamilelik, doğum ve sütten kesilme süreçlerinden söz edilmektedir. Tam da bu anlam bütünlüğünün içerisinde, prolaktin kelimesini oluşturan harf dizisi yer almaktadır. Bu diziyi oluşturan harfler tek tek ayrıldığında:
ب ـ ر ـ و ـ ل ـ ا ـ ق ـ ت ـ ي ـ ن p-ro-l-a-q-ti-n
şeklindedir.
Dikkat çekici olan ise bu harf dizisinin Kur’an-ı Kerim’de tek bir konumda bulunması ve bu konumun, doğrudan hamilelik, doğum ve sütten kesilmeden söz eden Ahkaf Suresi’nin 15. ayeti içerisinde olmasıdır. Böylece kelimenin harf dizisi ile ayetin anlamı arasında dikkat çekici bir ilişki olduğu ortaya çıkmaktadır.
Burada ele aldığımız iki örnek, bu alanda ortaya konulmuş çalışmaların yalnızca küçük bir kısmıdır. Kur’an’da kelimeler, harfler, sayılar ve surelerin yapısıyla ilgili daha pek çok çalışma yapılmış ve umuyoruz ki yenileri de yapılacaktır. Bunun yanı sıra bazı “Denk gelmiştir” itirazlarına da cevap olması adına keşfedilen veriler Monte Carlo simülasyonları ile karşılaştırılıp, bahsettiğimiz örneklerin eş zamanlı denk gelme ihtimalinin imkansız olduğu da ispatlanmıştır.
Bugün bize düşen, Kur’an’ın hakikatlerini çağımızın diliyle anlayabilmek, çokça tefekkür etmek ve hakikat arayışını her daim diri tutmaktır. Çünkü Kur’an’a hizmet, Cenab-ı Allah’ın Efendimiz (s.a.v.)’e vahyettiği hakikatleri, ilmin her alanında aramakta ve hayatın her bir anında yaşamaktan geçer. Bu sebeple Kur’an’daki hakikatleri araştırmak, bu davaya gönül vermiş bir Müslümanın taşıması gereken bir mesuliyet olarak kabul ederiz.
Bir Müslüman, içinde bulunduğu şartları ve imkansızlık olarak gördüğü ortamları bu arayışın önünde bir engel olarak görmemelidir. Nerede bulunursa bulunsun, olduğu yerde Kur’an’ın hakikatlerine açılan bir kapı bulmalı ve elindeki imkanlarla bu davaya hizmet etmenin yollarını aramalıdır. Elinde bulunan imkanlarla diyoruz çünkü mesele sadece büyük işler yapabilmek değil, sahip olduğumuz, Allah’ın (c.c) bize ikram ettiği imkanları ve hatta imkansızlıkları derc edip hakikat yolunda kullanmanın yollarını arayıp bulmak ve bu arayışı her daim diri tutmaktır.
Bizlere sayısız nimetler veren ve Kur’an’ı hakikat rehberi olarak bahşeden Cenab-ı Allah’a sonsuz kere hamd ederiz.
Yorumlar